Kaybetmişliğin karanlığında
boğuluyorum. Bir mısra daha söylesem her şey bozulacak mıydı,
düzelecek miydi işte onun dilemmasındaydım. Oysa benim hayalim,
ellerini şiirli mi şiirsiz mi tutmak üzere ikileme düşmekti.
Hayali şiir olanın hayatı şairlikmiş.
Uzun süre yağmurlardan sonra ilk
defa kar yağdı buralara. Bilmem ne anlatır kar sana? Bir nine kar
tanelerinin her birini bir meleğin indirdiğini söylemişti. İlk
düşen kar tanesinden sonra safa -merve arasında koşar gibi kar
tanelerine koştum ben. Dedim ki ‘o’nun arkadaşları düşerse
yere onun da canı acır belki. Şimdi her yer arkadaşlarının
getirdikleriyle bembeyaz olurken sen yoksun mavilik. Sen varken de
yoktun zaten. Neredesin kimdesin bir bilemedim ben. Nerede olacaksın?
Gül yurduna dönerken yoluna beyaz halı üzerine şiir döküyorum.
Alışkınsın şiir ezmeye. O yoldan devam et.
Şimdi ben sana çay demlesem onu da
soğutursun.
Yine silahımı
kelimelerimle doldurdum. Nişan alırken kalbine gülüşün dikkat
dağıtıyor. Senin gülüşün varken dünya ne kadar ciddi olabilir
ki? Ama şunu unutma onun da zararı var. Tuza yara gibi, cana kanca
gibi. Ey sen! Sen ki kana karışan alkol, bana yakışan iki
yüreklik kol… Ey sen ki bir gamzesinde hayat barındırırken
diğeriyle onlarca şairi öldüren… Nerden çıktın karşıma,
neden çıktın karşıma? Ben sana sevgiye açlığımın karın
gurultularıyla gelmişken, sen masaldaki ağustos böceği meşrebini
bozmayıp sazende bir tavırla devam ettin hayatına. Ama yaz bitti.
Şimdi kış…
Ben senin isminin cennetteki ağaca
verilmesine bile kıskandım. Beni sınama.
Not1: Bizim fıtratımızda “Seni
seviyorum” diyemediğine şiir kitabı verilir.
Not2: Özür dileme benden.
Görüşemediğimiz ve bundan sonra uzun aylar boyunca
görüşemeyeceğimiz her gün bir özür borcun olsun. Ama özür
dileme. En güzel özür, gülerken ellerinle yüzünü kapatmandır.
Dipnot: Sen beni şair yapmadın ben
seni şiirleştirdim.
-Rindmeşrep
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder