30 Aralık 2014 Salı

Dipnotlar!

     Kaybetmişliğin karanlığında boğuluyorum. Bir mısra daha söylesem her şey bozulacak mıydı, düzelecek miydi işte onun dilemmasındaydım. Oysa benim hayalim, ellerini şiirli mi şiirsiz mi tutmak üzere ikileme düşmekti. Hayali şiir olanın hayatı şairlikmiş.

     Uzun süre yağmurlardan sonra ilk defa kar yağdı buralara. Bilmem ne anlatır kar sana? Bir nine kar tanelerinin her birini bir meleğin indirdiğini söylemişti. İlk düşen kar tanesinden sonra safa -merve arasında koşar gibi kar tanelerine koştum ben. Dedim ki ‘o’nun arkadaşları düşerse yere onun da canı acır belki. Şimdi her yer arkadaşlarının getirdikleriyle bembeyaz olurken sen yoksun mavilik. Sen varken de yoktun zaten. Neredesin kimdesin bir bilemedim ben. Nerede olacaksın? Gül yurduna dönerken yoluna beyaz halı üzerine şiir döküyorum. Alışkınsın şiir ezmeye. O yoldan devam et.

Şimdi ben sana çay demlesem onu da soğutursun.

Yine silahımı kelimelerimle doldurdum. Nişan alırken kalbine gülüşün dikkat dağıtıyor. Senin gülüşün varken dünya ne kadar ciddi olabilir ki? Ama şunu unutma onun da zararı var. Tuza yara gibi, cana kanca gibi. Ey sen! Sen ki kana karışan alkol, bana yakışan iki yüreklik kol… Ey sen ki bir gamzesinde hayat barındırırken diğeriyle onlarca şairi öldüren… Nerden çıktın karşıma, neden çıktın karşıma? Ben sana sevgiye açlığımın karın gurultularıyla gelmişken, sen masaldaki ağustos böceği meşrebini bozmayıp sazende bir tavırla devam ettin hayatına. Ama yaz bitti. Şimdi kış…

Ben senin isminin cennetteki ağaca verilmesine bile kıskandım. Beni sınama.

Not1: Bizim fıtratımızda “Seni seviyorum” diyemediğine şiir kitabı verilir.

Not2: Özür dileme benden. Görüşemediğimiz ve bundan sonra uzun aylar boyunca görüşemeyeceğimiz her gün bir özür borcun olsun. Ama özür dileme. En güzel özür, gülerken ellerinle yüzünü kapatmandır.

Dipnot: Sen beni şair yapmadın ben seni şiirleştirdim.


-Rindmeşrep

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder